29 Haziran 2026 Pazartesi

İtiraf


“Beklentiler sadece üzer.”

Ben de uzun zamandır eşimden bir şey beklemiyorum zaten Dünyalı. Artık olacakları başından biliyorum ona göre gardımı alıyorum. Ha bu arada, selam 😊

Yeni bir kaybolmuşlukla yine karşındayım.

Benim ufaklık geçtiğimiz hafta geniz eti ve bademcik küçültme ameliyatı oldu. Kulağa küçük bir operasyon gibi geliyor ama minik kuşum beş yaşında olunca kaygı düzeyim de biraz artıyor tabii… Neyse ki sorunsuz hallettik ve toparladı.

Ama bu süreçte arka tarafta dağılan bir şeyler oldu.

Eşim, ameliyat günü belli olduğundan beri hastanede benimle refakatçi kalacağını söyledi durdu. Biliyor musun Dünyalı, buna tek bir an bile inanmadım.

 Sonra orada olay çıkmaması için hastane çantasına yine de ona ait birkaç parça eşya koydum. Girişte hastaneden refakatçi iznini de (utanmadan) aldı. Hesaba katmadığı bir şey oldu, odadaki koltuk pek rahat değildi. Açılıp genişlemiyordu ve istediği yumuşaklıkta da değildi. Hay Allah… Böylece hastanedeki üçüncü saatimizin sonunda “Ben eve gideyim, rahat edemem. Uyumam sizi de uyutmam.” Dedi.

Güldüm. Üzülemezdim çünkü olacakları ben zaten biliyordum.

Gelenler gidenler vs. derken artık akşamüzeri eşim de eve gitti ben minik kuşumla yalnız kaldım. Bademcik ameliyatlarında bilirsin ilk birkaç gün özel diyet yapılıyor katı sıcak şeyler vs. yenmiyor. Ama çocuk aç. Bir dondurmayla karın doymuyor. Süt almıştık onu vereyim dedim eşim giderken yanlışlıkla onu da götürmüş. Olabilir. Yoğurt veriyorlar ama bizimki ev yoğurduna alışık olduğu için yiyemiyor bir kaşık alıp bırakıyor. E antibiyotik saati geliyor, karnı aç… Önce kantine ulaşmaya çalıştım süt vs. alayım diye yok ulaşılamadı. Son çare eşime yazdım.

 “Alkol aldım, valla gelemem.”

Ne güzel hayat dimi Dünyalı.

Bak ameliyatın küçüğünde büyüğünde değilim. Ama biz hastanedeyiz ve benim ona bir şekilde ihtiyacım olabilir, onu geri çağırabilirim bu yüzden de evde de tetikte kalmak gerekir diye düşünüyorum. Tabii yine bir ben düşünüyorum. O akşam evden gelecek yoğurtla sütle evladımın karnı tıka basa doymayacaktı belki ama babası onu düşünüp evden kalkıp gelmiş olacaktı. Ben ve oğlum bir kez daha yalnız bırakılmamış olacaktık.

Kimin umurundaki? 

 

1 Haziran 2026 Pazartesi

Fark Ettim De...

 



Eşimle uzun zamandır konuşmadığımı fark ettim Dünyalı.

Konuşmamaktan kastım tamamen sohbeti kesmek değil elbette. Bir paylaşımım yok. Hoş geldin, görüşürüz, günaydın, iyi geceler… Bazen çocukla ilgili bir şey olunca cümle kuruyorum. Genelde o konuşuyor, konu açmaya çalışıyor, bir şeyler anlatıyor ama ben o kadar kestirip atıyorum ki, bazılarına sadece “hıhı, hmmm ,evet, gibi kısa cümlelerle karşılık veriyorum ve sonra fark ediyorum ki ben eşimle konuşmuyorum.

Niye böyle oldu diyecek olursan sanırım anlattığım o birkaç hikaye ve anlatmadığım daha nice an beni bu duruma getirdi Dünyalı. Öncelerinde heyecanla konuştum da ne oldu, ya da onun sorularına cevap verince ne değişti hayatımda; hiçbir şey. E ben de yoruldum herhalde…

Aslında asıl derdim yorgunluk mu , kırgınlıklarla ondan uzaklaşmış olmam mı emin değilim. Sevgim bitmedi ama eskisi gibi olmadığını çok iyi biliyorum. O bunu hissediyor mu bir fikrim yok. Belki duymak istemeyeceği bir cevap vereceğim için sormaya yeltenmiyor olabilir, bilemiyorum.

Ben de böyleyim Dünyalı, doyum noktama geldikten sonra toparlayamıyorum, sıfırlayamıyorum. Şimdi hiç mi davranışlarında düzelme yok dediğini duyar gibiyim. Yalan söyleyemem kendisini toparlıyor, dilini törpülüyor. Ama hamur aynı ya, şekil vermeye çalışsa da bazen eski haline dönüveriyor. Sonra kendisini tekrar yoğuruyor sonra bir şey oluyor yine eskisi gibi. Artık bu gel gitleri kaldıramıyorum.

Mesela en yakın örneği daha iki gün önce yaşadık.

Ben eşimin hayatında bir fiil 12 yıldır varım. İlk günden beri bana kurduğu net bir cümle var; Hiçbir özel günü sevmem, kutlamam. Ne benim doğum günüm ne kendi doğum günü ne sevgililer günü ne başka gün.. Olabilir, bir şekilde kabul ettim. Yine de kendi doğum gününde elimden geldiğince bir şeyler yapmaya çalıştım . Sonra ondan da memnun kalmayınca zaten komple bitirdim.

Geçen akşam arkadaşlarımızla otururken ortaya doğum günü meselesi açıldı ve eşim de doğum günü tarihini söyledi. Arkadaşım hemen uygun bir tarih için plan yaptı dışarıda alkollü bir mekana gidelim diye sözleştik.

Misafirlikten çıktıktan sonra bak insanlar neler düzenliyor dedi. Ben de onlara da söyleseydin ya doğum günlerini sevmediğini ne bilsinler seni dedim. O da yıllardır bana o cümleleri kurmamış gibi cümleler kurmaya başladı. Aramızdaki ritim tutmuyor, ben pastadan bahsetmiyorum, ben böyle ortamların içinde büyüdüm ıvır zıvır…

Kusura bakma paşam, ben bütçem kadar hareket edebiliyorum. Üniversitede okurken ailemin yanına ziyarete geldiğimde sana doğum günü partileri düzenleyemediğim için, evlendikten sonra da geceyi bana zehretmemek için hiç böyle bir şeye yeltenmediğimden dolayı gerçekten özür dilerim, bilemedim. Benim cahilliğim.

Sonra Özge surat asınca neden surat yapıyorsun deniliyor bir de..

Ulan benim dışımda herkesle her konuda ritmin tutuyor bir benle anlaşamıyorsun ne hikmetse.. İnsana koymaz mı bu? 

İşte bu anlık gelgit durumları beni artık çok geriyor Dünyalı. Bir anda o düzelme süreçlerini sıfırlıyor beynim ve her şeyi sil baştan hissediyorum.

Belki de bu yüzden artık konuşmuyorum Dünyalı.

Söylenecek sözüm kalmadığından değil. Aksine, içimde yılların biriktirdiği bir sürü cümle var.

Sadece bazı cümlelerin karşı tarafa ulaşmadığını fark ettikten sonra insan sesi kısılıyor.

Benimki de biraz öyle oldu galiba.

 


11 Mayıs 2026 Pazartesi

Rölanti

 

Selam Dünyalı, kaldığım yerden devam ediyorum.

Sana son cümlem bir metal parçasının evladımın canından kıymetli oluşuyla ilgiliydi.
Dur yahu, dalga geçmiyorum. Abartmıyorum da.
“Ama bu nasıl olabilir?” dediğini duyar gibiyim. E oku da gör, ne diyeyim…

Yeni yıla birkaç hafta kala bizim oğlan her zamanki gibi yine hastalandı. Aksilik ya, çocuğun özel sağlık sigortasında muayene hakkı da bitmişti. Ama benim için asıl mesele bu değildi. Çocuğu doktora götürebileceğim saatlerde kendi doktoru çoktan mesaiyi kapatmış oluyordu. Mecburen devletin aciline gittik.

On sekiz saniyelik muhteşem bir muayenenin ardından antibiyotik ve ateş düşürücü verilip eve postalandık. Akşam işten geldiğimde ateşi hâlâ düşmüyordu. Tekrar acile gittik. Bu sefer serum takıldı, ilaçlar değiştirildi.

Ertesi sabah oğlanı ateşten sıtma tuttu. O hastaneye nasıl gittim inan bilmiyorum Dünyalı. Gün daha doğmamıştı. Dörtlüleri yakıp kalbim ağzımda hastanenin otoparkına girdim. Arabayı park ettiğim gibi oğlumu kucağıma alıp içeri koştum. Ama artık benim de sabrım taşmak üzereydi.

Kolunda serum, damardan ateş düşürücüler, ılık kompresler… Buna rağmen ateş bir türlü kontrol altına alınamıyordu. Bu arada tüm süreç boyunca eşim gece vardiyasında çalıştığı için yanımızda olamıyordu. Sadece o son sabah iş çıkışı uğrayıp sonra eve geçmek zorunda kaldı. Buraya kadar benim için bir problem yoktu.

Asıl mesele o sabah başladı.

Saatler sonra bizi çocuk doktoruyla görüştürmeye karar verdiler. Hani derler ya “işin ehline denk gelmek lazım” diye… Meğer ne doğru sözmüş. Daha en başta düzgün muayene edilmediği için çocuğum günlerce boş yere serum ve ilaç yüklemesine maruz kaldı. Basit bir sürüntüyle anlaşılabilecek hastalık doğru teşhis edilemediği için ayakta atlatacağı şey oğlumu hastanede yatırır hale getirdi.

İki gün sonra özel hastanede yatışı yapıldı.

Hastane sonrası biraz toparlamıştı ama doktorlar hastalığın ara ara pik yapabileceğini söylemişti. O akşam da aniden ateşi kırkı vurdu. Ama gerçekten kırk.

Ben ateşten oldum olası korkarım Dünyalı. Bir de benim oğlumun ateşi on dakikada üç dört derece yükselebiliyorsa, panik olmamam mümkün mü?

Koştura koştura garaja indik. Elimde çanta, bir elimde ateş ölçer, kucağımda çocuk… Eşimin kapıyı açmasını bekliyorum. Çünkü ben o gün işe giderken araba kirlenmiş, çamur olmuş, neden dikkat etmemişim.

Ya be insafsız… Çocuk kucağımda yanıyor, sen hâlâ araba neden pis diye söyleniyorsun.

Be insafsız… Benim panik olduğumu biliyorsun, çocuğun ateşi kırk olmuş, sen hâlâ arabanın rölantisinin düşmesini bekliyorsun.

Bunlar normal mi Dünyalı, soruyorum sana?
Şimdi benim evladım mı kıymetliydi, yoksa o dört tekerli demir yığını mı?

Sonra uzaklaşınca, surat yapınca problemli olan ben oluyorum.

Neymiş… Bu konuda çok hassasmış. Daha önce bunları çok konuşmuşuz. O an insanın gözü görmüyormuş.

Doğru.
Gözü bizi görmüyordu.

O gece anladım Dünyalı; bazı insanlar için düzen, merhametten daha önemliymiş. Çocuğumun ateşi sonunda düştü ama benim içimde yükselen şey hâlâ inmedi.

Bir sonraki maceram ne olur bilmiyorum. Ama sen bende kal! 

20 Nisan 2026 Pazartesi

Bataklık


 

Anlatacaklarım seni yataktan mı fırlatır yoksa sinirden mi zıplatır bilemiyorum Dünyalı. Ben bu yaşadıklarımı yaşarken yaklaşık on gün boyunca sinirimden beynimin içinde atlar tepişti. Bazen hâlâ şaha kalkıyorlar ama dizginler benim elimde.

Bazı şeyler bağıra bağıra gelir derler ya… Eşimle ilişkimizin bu noktaya gelişi de aynen öyle oldu.

Bugün sana Efsun’la aramda geçen meseleyi anlatacağım. Ama aslında bu sadece bir olay değil; yok sayıldığımın, yalnız bırakıldığımın ve içten içe nasıl koptuğumun hikâyesi.

Kuzenimin eşi olan Efsun’la bir zamanlar çok yakındık. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Hayatlarımızın en küçük detayına kadar birbirimizden haberdardık. Üzüntümüz de neşemiz de ortaktı.

Ama Efsun’un evliliği… Kötüydü. Hatta kötü demek hafif kalır, berbat bir evlilikti. Kocası saygısız, vicdansız bir adamdı. Efsun ise defalarca şiddet görmüş, saygısızlık yutmuş ama yine de o hayatın içinden çıkmak için gerçek bir adım atmamış bir kadındı.

Ben onun için çok çabaladım, Dünyalı. Defalarca uyardım. Karşısındaki adamın sıradan biri olmadığını, merhametten yoksun olduğunu anlattım. Ama dinlemedi. Göz göre göre aynı döngünün içinde kalmayı seçti. Ve bir çocuk geldi dünyaya… Öyle bir ortamın içine.

Sonra bir gün benden haddini aşan bir istekte bulundu. Bunu kabul etmem için kendi ailemden bazı insanları kırmam gerekiyordu. Bu benim kırmızı çizgim. Üstelik mesele sadece bu da değildi; bu isteği benden talep etmek onun haddine değildi.

Reddettim.

Şimdi soruyorum sana, Dünyalı… Bu bir ihanet mi?

Elbette değil.

Ama o böyle düşünmedi. Belki bunu açık açık söylemedi ama bazı cümlelerin alt metni bağırır. Onunki de öyleydi.

Ben onun en zor zamanlarında yanında durmuş, ona aile olmuş biriydim. Böyle birinin ihanet edebileceğini düşünmek… Bu, beni hiç tanımamış olmak demekti. Ve beni tanımayan biriyle benim işim olamaz Dünyalı.

Ama bitmedi.

Sonra bel altı vurdu. Beni parlatmış, beni bir yere getirmiş… Öyle söyledi.
Evet, kabul. Belki bir noktada katkısı oldu. Ama insanın kendi ışığı yoksa, kim onu parlatabilir ki?

Konuştukça daha da battı.

Ve batarken eşimi de yanına çekti.

Çünkü ona göre yine ben abartıyordum. Yine ben ayıp etmiştim. Bu mesele uzatılacak bir şey değildi. Gereksiz tepki veriyordum. Hatta onun gözünde ben, yanımda biri olmadan bir yere gelemeyecek biriydim.

Hoşt derler adama.

Dedim de.

Ama o “hoşt” içimde öyle bir boşluk açtı ki, tarifi yok Dünyalı.

Çünkü insan bazen karşısındakine değil, yanında olması gerekenin susmasına kırılır.

O gün anladım; bazı insanlar seni karşısına almaz, yanında durur gibi yapıp aslında karşına geçer.

Ve daha acısı şu ki…
İnsan en çok, kendini anlatmak zorunda bırakıldığı yerde yorulur.

Ben o gün yorulmadım, Dünyalı.

Koptum.

Sessizce, geri dönüşü olmayacak şekilde koptum.

Çünkü bazı şeyler tamir edilmez.
Bazı bağlar onarılmaz.

Ve bazı insanlar… bir daha asla aynı yerden sevilmez.

Sonraki yazımda bir metal parçasının evladın canından kıymetli olduğu anı sana anlatacağım Dünyalı. Bende kal!

 

14 Nisan 2026 Salı

Haklıydım

 

Haklıydım Dünyalı. Hem de sonuna kadar. Ama o gün bunu kimse umursamadı.

Bir süredir üst üste çok büyük hatalar yapan ama ailedendir adı altında hayatımızda olan kuzenim ve eşi bir gün bize geldiler. Kuzenim ayının teki, sinir hastası, gerçek anlamda tedaviye ihtiyacı olan bir davardır. Eşi de altta kalmayan, kendince fedakarlıkları olan bir kadın. Hatta bu kadına bir isim koyalım çünkü ilerleyen zamanlarda buralarda bahsedeceğim kendisinden. Mesela adı Efsun olsun.
Bizim çekirdek ailemizde elbette eşimle ara ara atışmalarımız oluyor. Ama buna Çınar’ı şahit etmemek için çabalarız birbirimizi bir yerde durdururuz. Gel gör ki benim hödük kuzenimde böyle bir vasıf yok. Onun için herkes ona secde etmeli, sözünden çıkılmamalı. Ağa da paşa da o. Ama benim evimde değil, kimse kusura bakmasın.

Yedik içtik, Çınar salonda biz mutfakta muhabbete devam ederken misafir çiftimiz rutinlerinde olan kavgalarına başladılar. Kuzenimi uyardım.

“Abi bağırma, Çınar var.”

Devam etti.

Çınar yanımıza geldi gitti, onun yanında içeri geçtim telkin etmeye çalıştım ama kuzenim devam etti. Yine uyardım.

“Abi Çınar tedirgin oluyor, lütfen bağırma.”

Devam etti.

En son üçüncüye ben de sesimi yükselttim ve aynı cümlelerimi kullandım. Paşam döndü bana “Rahatsız oluyorsan gidelim o zaman Özgecim” dedi kinayeli bir şekilde. Ben de rahatsız olduğum ama asıl meselenin Çınar olmasından dolayı “böyle yapacaksan git” dedim.

Koptu kıyamet.

Üstüme yürümeler, ben kimmişim ki onu evden kovuyormuşum, saygısızmışım ıvır zıvır daha nice kelimeler.

Egoyu hissettin mi Dünyalı?

Ulan sığır, seni insan gibi uyardım derdimin çocuk olduğu belli kime neyin cakasını satıyorsun sen yani, hayırdır.

Ama günün sonunda ne oldu biliyor musun arkadaşım, eşim beni haksız buldu. Ben karı koca arasına girmişim, davar kuzenimi yükselmişim, yatıştırmamışım, saygısızlık etmişim, evden kovmamam gerekiyormuş falan filan.

Ben kimseyi kovmadım ki. Ona seçenek sundum o da bağırmayı seçip evden gitmeyi tercih etti. Olay bu kadar basit.

Adam gelecek benim evimde çocuğumla beni huzursuz edecek üstüne bir de üstüme yürüyecek ama haksız olan taraf ben olacağım öyle mi? İşte yazının başında dediğim gibi Dünyalı, sonuna kadar haklıydım ama kimse umursamadı.

Hayat arkadaşım dediğim adamın beni bir başkasına karşı ilk kez savunmayışı değildi bu. Beni milyon farklı açıklamalarıma rağmen anlamamış, hep haksız bulmuştu. Ama bana koyan ne biliyor musun Dünyalı.

Olabilir, benim düşünce yapım eşimle uyuşmuyordur ve ona göre haksızımdır, kabul. Ama ben “bok” da olsam elaleme beni “elmas” olarak göstermesi gerekiyor. Eve gelince bana yine Özge sen boksun diyebilir. O zaman bu kadar kırılmam. Beni dışarıda satıp, arkamdan konuşup üstüne bir de her yerde kendince yanlışlarımı millete anlatırsa ben de kimsenin yanında olup açıklarını kapatmam artık.  

Dünyalı, bu hikayede ben mağdur değilim. Aksine uyanmış biriyim. Sonraki hikayemde yataktan fırlayacağım. Bende kal!.

13 Nisan 2026 Pazartesi

Al Sana Ceza!


 Okurken bazen “Ya kızım sen de bunlara mı takıldın başka derdin mi yok!” diyebilirsin. Ama insan ümitleniyor, hayaller kuruyor ya hani o yüzden yaşarken basit olmuyor inan bana Dünyalı.

Mesela ben gezmeyi tozmayı tatilleri çok severim. Ama bir süre sonra bu çıkılacak yolculuklar bana azap olmaya başladı. Çünkü trafik ışığı kırmızıda biraz uzun kalsa sorumlusu ben oldum. Ya da güneş çok kavurucu olur, sofraya gelen ikramların tadı kötü olur ben olurdum sebebi. Öyle de nalet bir insanım yani sen düşün. Bir gün arkadaşımın önerisi üzerine İstanbul’un bir ucundan diğer ucuna kahvaltı yapmak için sabahtan kalkıp döküldük yollara. Bu arada sosyal medyadan biraz araştırınca da mekanın genelde sakin olduğu, rezervasyona vs gerek olmadığı yazıyordu. Olacak olan yaşanacak ya, gittik rezervasyonsuz alamıyoruz çok doluyuz dediler. Sonrası küçük kıyamet. Ben bu hatayı nasıl yaparmışım, onca yol gelmişiz nasıl düşünmezmişim gibi gibi tonlarca sözcük havada uçuştu. Oysaki onunla gelinen yol da güzeldi benim için. Elimiz boş dönecek de olsak zaman geçirmiştik, şarkı dinlemiştik. Orası olmazdı da bir başka yerde de pekala karnımızı doyurabilirdik. Ama olmadı. Ben bir kez hata yapmıştım, o da buna karşılık beni bir konuda cezalandırmalıydı. Mesela odasına kadar rezervasyonunu yaptığımız tatili iptal etmek gibi. Çünkü bana bir karşılık vermesi gerekiyordu ya hani, dönüp dedi ki ben zaten tatil sevmiyorum o yüzden tatile gitmek istemiyorum. Aslında sevmediği tatil değil, benimle bir arada olmaktı. Çünkü öncesinde arkadaşlarıyla çıktığı tatiller var. Hatta bu olaydan sonra yine arkadaşlarıyla planladığı bir tatil bile oldu. Ama bu da benim için bir dönüm noktasıydı açıkçası. Sonrasında asla tatil planı yapmadım. Hatta o yaz kızlarla tatile çıktım. Ha sonrasında eşimle hiç mi tatil yapmadım elbette yaptım. Ama ağzımdan bir cümle bile fikir çıkmadı. Bu yıl da nereye gidelim ne yapalım demedim.  Tüm bunlara rağmen ben ona isteği doğrultusunda yer araştırdım, otel seçenekleri sundum ama o yine beğenmedi. Şu anda da onunla bir yerlere gitmek için plan yapmıyorum. Sadece ona ayak uyduruyorum. Çünkü o canı istediğinde benimle geçirebilecek farklı zamanlardan anında vazgeçebiliyordu. Bu onun için bu kadar kolaydı. Geçmiş zaman eki kullanıyorum çünkü bazı şeyleri yine geç anladı benimki. Ama bilirsin ki iş işten çoktan geçmiş, gönlümün bazı köşelerinin ışığı kapanmıştı.

Sonraki yazımda borç batağında kendisine yaranamayışımı, aile içi bir kavgada ve daha birçok olayda asla arkamda durulmamasını, dibine kadar haklı olduğum bir konuda sırf çıkar ilişkisi için onurumun yutturulmak istenmesini ve çocuğumun bir araba kirinden daha değersiz olduğu anları anlatırım sana Dünyalı. Bende kal!

10 Nisan 2026 Cuma

Unutamıyorum

 

Bahsettiğim tükenmişliğe ulaşmam açıkçası epey vaktimi aldı Dünyalı. Yaşadığım onca duygunun hangi birini anlatsam, nereden başlasam diye dün gece epey bir düşündüm. Sanırım asıl yalnızlık duygum hamileliğimde başladı.

Hamilelik her anneye özel bir süreç, kendi yaşadıklarımı asla kimseyle karşılaştıramam. Bazı anneler gibi benim de hamileliğim en baştan en sona kadar çok zordu. Hatta benim için kötü bir dokuz aydı bile diyebilirim. Ben dokuz ay boyunca bebeğimi kaybetme korkusu yaşamak zorunda kalan bir hamilelik geçirdim. Her an tetikte, her kontrole gittiğimde yeni sorunların yükseldiği bir süreçti benim için. Ama kimse benim o kaybetme korkum yüzünden sırtımı sıvazlayıp da içime su serpecek bir cümle kurmadı Dünyalı. Aksine süreci olumlu tamamlamak için her dinlenişim, her nefes alışım bir bahane sanıldı. Yaşadığım korku duygusundan bahsedecek gibi olsam basitleştirildi.


Hani bir söz var ya annelik doğuştan gelir ama babalık yaşadıkça hissedilir diye. Ben de öyle düşündüm. Doğumdan sonra süreç düzelir diye umutlandım ama keşke her şey hamileliğimdeki kadar basit kalsaymış.  Hani bazen sokak röportajlarında mikrofon uzatıp yoldan geçenlere soru soruyorlar ya Dünyalı; bana denk gelip de sizce yalnızlık nedir diye sorsalardı kendi adımı söylerdim.

Düşünüyorum da çok korkunç günlerdi Dünyalı ve işin en kötüsü de sosyal medya paylaşımlarından aslında birçok annenin sistematik olarak ben gibi yalnız, desteksiz kaldığını görebiliyorum. Herkesin kırgınlıkları ayrıdır elbette ama bazı şeyler benim çok zoruma gidiyordu. Hala hatırladıkça gözlerim doluyor. Gündelik hayatımda çok unutkanımdır ama kalbime dokunan bazı anları silemiyorum kafamdan.

Çınar’ın yaklaşık üç yıl boyunca gece-gündüz fark etmeksizin uzun soluklu ( 2 saat de bu kavramın içinde) bir uyku düzeni olmadı. Bu süreçteki uykusuz gecelerimin hepsini elbette hatırlayamıyorum. Ama bir gün çocuğun akşam saat ondan gece yarısı üç dörde kadar kesintisiz ağlayıp sadece on saniye bile yanıma gelinmemiş olmasını asla hazmedemiyorum. O süre zarfında ben susadım mı, belim koptu mu, bacaklarım ağrıdı mı, tuvaletim geldi mi, kimsenin umurunda değildi tamam. Bari çocuk için kalk yerinden öyle değil mi Dünyalı. Ama kimse kalkmadı, bir ses bile vermedi. Ben o geceki yalnızlığımı hiç unutmuyorum Dünyalı.

Aynı evin içindeyken kucağımda çocukla evi süpürdüğüm, yemek yaptığım, tuvalet, banyo gibi özel ihtiyaçlarımdan sonra bulaşık makinesini boşaltmak için çocuğu tekrar babasına verdiğimde aldığım tepkiyi unutamıyorum. Hasta olup gözümü açamadığımda bana kırk beş dakika müsaade et dediğimde gerçekten kırk beşinci dakikada tepemde çocukla belirmesini, çocuğumu sakinleştirebilen kişinin babası değil de üst komşum oluşunu da unutamıyorum. Komşu teyzesinde ağlamayan, gülen eğlenen çocuğun babasının kucağında on beş saniye bile durmamasını unutamıyorum. İyi kötü bir şekilde sofra kurup o sofraya otururken bir kez olsun dur önce sen rahatça ye de ben çocuğu oyalarımı annem ve kayınvalidem dışında kimse demedi bana Dünyalı. Aksine, bir de iyi yemekler önüne konmadığı, ortalık dağınık kaldığı için tepki verildi.

Kimse koskoca evde nefes alamadığımı göremedi. Annelik bana koskoca bir hayal kırıklığı getirdiği gibi hayat arkadaşım olarak seçtiğim kişiyi aslında hiç tanıyamadığımı ve frenleri patlamış bir arabada yokuş aşağı gittiğimi gösterdi.

Yarın başka bir hayal kırıklığıyla karşındayım. Hoşça kal Dünyalı.


9 Nisan 2026 Perşembe

Yeni Gelmedim Geri Geldim

 


Selam Dünyalı, ben geldim.

Aslında kalben ve ruhen hep buralardaydım ama hayat koşturmacasında bir yer edinemediğim için gerçek anlamda sana hiç gelemedim.

İçimde ne var ne yoksa ezelden beri sana dökerim bilirsin. Senden bir cevap beklemem, orada olduğunu, söylediklerimin bir yerlerde kalbine dokunduğunu bilirim. Sen benim güvenli limanım gibisin Dünyalı.

Diyeceksin ki Özge yine mi mutsuzsun. Evet. O muhteşem duyguya sınırlı alanlarda ulaşabiliyorum. Yaşadığım duygular, hayatın getirisi olan rollerim bana hiç tek başlarına gelmedi. Yanlarında mutlaka bir eksiklik, bir karmaşa taşıdılar. Bizde gelen misafire kapı örtülmez; mecbur kaldım hepsini aldım içeriye. Şimdi bazılarından çok yoruldum, sıkıldım, kapımı da açtım ki evden çıksınlar. Ama çıkması gerektiklerini henüz söylemedim. Belki açık kapıdan içeri girecek olan bir ses, bir ışık içerideki havayı dağıtır, fikrim değişir. Belki de her şey daha beter olur ve evim bomboş kalır.

Dünyalı, bir zamanlar iyileştirmek için çabaladığım, sustuğum, görmezden geldiğim, alttan aldığım ne varsa şimdi hiçbirine sabrım yok. Susmuyorum artık. Susamıyorum daha doğrusu. Kırılırlarmış üzülürlermiş açıkçası umurumda değil. Onlar beni kırarken düşünmediler. Onlar bana ithamlarda, kırıcı sözlerde bulunurken, beni kendi değer yargılarıyla eleştirirken durup düşünmediler. O yüzden bu yeni Özge’yi onlar yarattı. Sonuçlarına da katlanmak zorundalar.

Bana bu zulmü yapanlardan biri de hayat arkadaşımdı aslında Dünyalı. Daha geçen gün takvimler evliliğimizin yedinci yılının geldiğini söylüyordu. İtiraf edeyim, eşim bir hafta öncesinden hatırlatana kadar hiç farkında değildim. Öncesinde heyecanlanırdım, onun bu tarz özel tarihleri sevmediğini, bir kutlama olmayacağını bilsem de içimde bir kıpırtı olurdu. Şimdi bırak kıpırtı oluşmasını, aklımın ucundan geçmedi. O da bende eksilen bir şeylerin farkında ve kendini düzeltme çabasına girdiği için bir hafta boyunca bir kutlama yemeği organize etmeye çalıştı. Allah biliyor hiç içimden gelmedi gitmek. Olay çıkaran, heves kaçıran taraf olmamak için konu açıldıkça hep olumlu konuştum, şurası da olur, buraya da gidebiliriz diye fikirler sundum. Sonuç olarak o akşam eve geldiğimde kendisinin buna hazır olmadığını gördüm. Sözünün ardında durmak adına biraz çaba gösterdi ama bazı sebepleri de gerekçe sunarak yemeği iptal ettim. Bu arada günün sonunda da yine süreci benimle bitirmedi, kendi başına takıldı.

Sonra kendisi gece boyu düşüncelerinde geçen yedi yılı düşünmüş. Yaşatılan birçok durumdan dolayı benden özür dilemesi gerektiğinin farkına varmış. Farkına varamadığı bir nokta var o da dilenecek özürler için çok geç kalınması ve benim bazı şeyleri artık koyuvermiş, hayatı gelişine oynuyor olmam. Belki de farkındaydı bilmiyorum. Çünkü içinde bulunduğum duygu durum için kendisi bana “Tükenmişlik Sendromu” teşhisi koymuş. Sanırım ilk kez hissettiğim bir duyguyu anlayabildi. Tükendiğim doğru. Bundan sonrasında bu tükenişe nasıl yaklaştırıldığımı sana sıra sıra anlatacağım Dünyalı. Ben de kal.!